Peygamber Efendimiz’in Sünnetine ve Sahabe-i Kirama İttiba

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Harun GÜVEN

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Ulemanın büyüklerinden İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyuruyorlar ki; ihvanlarına, kardeşlerine birçok soru, sual ve cevap mahiyetinde yazıları olmuştur. Bunlardan birkaçı, Peygamberlerin Efendisi’ne ittiba üzerine teşvik hakkındadır.
Yani Peygamber Aleyhisselâm’ın sünnet-i seniyyesini nasıl yapacağız, nasıl edeceğiz? “Teşvik”; heveslendirmek, rağbet ettirmek, teşvik etmek manalarına geliyor.
Sadece Peygamber Aleyhisselâm’ın sünnetine teşvik değil, aynı zamanda Hulefâ-yı Râşidîn’e; Ebu Bekir Efendimiz’e, Ömer Efendimiz’e, Osman Efendimiz’e ve Ali Kerremallahu Vecheh’e de ittiba hakkında olacaktır.
Yani “Ben Ebu Bekir’i severim, Ömer’i sevmem; Ali’yi severim, diğerlerini sevmem.” Böyle bir şey olmaz. Hepsini severiz, sayarız. Hepsi baş tacıdır. Bunlara da ittiba edilmesi lazımdır.
Efendimiz Aleyhisselâm’a salât ve selamların en mükemmeli, selamların en tamamı olsun.
Bize de böyle dua etmek duyuruluyor. “Allah Teâlâ kalplerinizi salim kılsın.” Kalplerinizi, gönüllerinizi selamette kılsın. Genişletsin, ferahlatsın.
Dua cümleleri vardır. Arapçada bunlara إخبار إنشائي denir. Yani “Allah şifa versin, fayda versin, hayırlı eylesin, akıbetimizi hayır eylesin.” Günümüzde de bu tür dua cümleleri vardır.
İmam-ı Rabbânî Hazretleri de dualarına böyle başlıyor.
Allah Teâlâ gönüllerimizi genişletsin, kalplerimizi ferahlatsın. Nefislerimizi de terbiye ve tezkiye etsin. Çünkü nefsin azgınlığı çok büyük bir meseledir. Nefsin isyan tarafı vardır. Onun itaat ve iman diye bir derdi yoktur. Nefis, fırsat bulduğu yerde insanın üzerine gelir.
Onu başıboş bırakmayacağım. Meşgul kılacağım, demiş Ehlullah.
Yani siz hak ile meşgul olursanız nefisten uzak olursunuz. Hak ile meşgul olursanız batıldan içtinap edersiniz.
Meşgul olacaksınız. İlim, irfan, hikmet, ibadet, muhabbet... Hep insanların hayrına, iyiliğine çalışmak lazım.
Allah Teâlâ cildinizi de pamuk gibi yapsın, yumuşacık eylesin.
Bunlar da böyle dualardır. İmam-ı Rabbânî Hazretleri dualarına bunlarla başlıyor. Demek ki İslam âlimlerinin sözlerinde ve dualarında böyle güzel temenniler vardır.
Bir âyet-i kerimede Allah’ımız buyuruyor ki, zikirle meşgul olan kulların ciltlerinin yumuşaklığından bahsediliyor.
Bir arkadaş diyor ki: “Umre’de hocamızı gördük. Musafaha ettim, eli pamuk gibiydi.”
Zikirden, zikir esnasından eller pamuk gibi yumuşacık olur.
Allah cildinizi de yumuşak tutsun, pamuk gibi yapsın.
Bütün bunlar mânevî kemalatla alakalıdır. كمالات الروح والسر والخفي والأخفى gibi ifadelerle anlatılan mânevî mertebeler vardır. Bunlar ruh, sır ve gizli mânevî hâllerle alakalıdır.
Bu mânevî kemalatın en yüksek noktası nedir?
Efendimiz Aleyhisselâm’ın sünnet-i seniyyesine bağlılıktır.
Sünnetin fiilî sünneti, kavlî sünneti ve takrirî sünneti vardır. Ufacık bir fiilî sünnete itibar etmek, kavlî sünnete itibar etmek veya takrirî sünnete itibar etmek; insanın bütün hâline tesir eder, itaat seviyesini yükseltir.
Çünkü sır, hafî ve ahfâ gibi mânevî kemalat, Efendimiz Aleyhisselâm’a ittibaya bağlıdır.
Her şeyde Peygamber Aleyhisselâm’a ittiba vardır.
Nasıl yedi, nasıl içti, nasıl giyindi, nasıl yürüdü, nasıl konuştu... Her şeyde onun fiilini ve kavlini bilmek lazımdır.
Bir de fiilî ve kavlî sünnetin yanında takrirî sünnet vardır. Sahabe-i kiram bir şey yapmış, Efendimiz Aleyhisselâm da bunu görmüş ve karşı çıkmamışsa, onu onaylamışsa bu da takrirî sünnet olarak değerlendirilir.
Mesela tesbih meselesi soruluyor ve “Bu bid’attır, tesbih kullanmak bid’attır.” deniliyor.
Efendimiz Aleyhisselâm’ın arkadaşlarına sahabe diyoruz. Sahabe, sohbetten gelen arkadaşlık anlamındadır.
Sahabe-i kiram hurma çekirdeklerini, taşları veya benzeri şeyleri kullanarak sayarlardı. Sayıyı kaçırmamak için bunlardan istifade ederlerdi. Kur’an’da da sayı vardır, rakam vardır. Her şeyde bir ölçü ve hesap vardır.
Sahabe-i kiram bunları kullanarak sayıyı takip ederlerdi. Efendimiz Aleyhisselâm onları böyle görmüş ve bunu yasaklamamıştır.
Bugün ise iş kolaylaşmış, tesbihler dizilmiştir. “Bu bid’attır.” deniliyor.
Oysa sahabe bunu yapmış, saymış; Efendimiz Aleyhisselâm da görmüş ve yasaklamamıştır. Bu nedenle burada takrirî sünnet meselesi gündeme gelmektedir.
Efendimiz Aleyhisselâm’ın sünnetine sımsıkı sarılmak gerekir.
Hadis-i şerifte de sünnete sımsıkı sarılmaya teşvik vardır. Öyle sarılın ki, azı dişlerinizle tutar gibi sünneti kavrayın.
Elinizle tutacaksınız, bütün gücünüzle tutacaksınız. Bir insan azı dişleriyle bir şeyi nasıl sıkı sıkıya kavrarsa, Peygamber Efendimiz’in sünnetini de öyle kavrayacak ve hiç bırakmayacak.
Misvak sünneti, sakal sünneti ve daha birçok sünnet vardır.
Yolda giderken önüne bakmak, yürüyüş şekli, konuşma şekli... Her şeyde bir sünnet vardır.
Sünnet deyince sadece çocuğun sünnet olması akla gelmemelidir. Sünnet çok daha geniş bir meseledir.
Biz bu sünnetlerle yol alacağız. Her yaptığımız sünnet, Allah’ın rahmetine ve mağfiretine vesile olacaktır.
Allah Teâlâ buyuruyor:
“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
Bu âyet-i kerimenin sırrı çok başkadır. Mânâsı ve keyfiyeti son derece muazzamdır.
İnsan, Allah Teâlâ’nın rızasını nasıl kazanacağını düşünürken Peygamber Efendimiz’in bir sünnetine uyması, Allah Teâlâ’nın rızasına vesile olmaktadır.
Öyleyse sünnete devam edelim.
Hidayet sahibi olan ve hidayete vesile olan Efendimiz Aleyhisselâm’a ittiba edelim.
Onun sözleri mübarektir. İslamiyet’te belirleyici bir yönü vardır. Peygamber Efendimiz’den sonra da hidayet yolunu gösteren sahabe-i kiram vardır.
Peygamberimizden sonra fazilet bakımından Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali radıyallahu anhüm ecmaîn şeklinde bir sıra zikredilir. Bu fazilet sıralaması ile hilafet sıralaması da bu şekilde anlatılmıştır.
Bundan sonra muhakkak ki sahabe-i kiram efendilerimiz hidayet yıldızlarıdır.
Bir gemi denizde kaybolsa yolunu nasıl bulacak? Yıldızlara bakacak. Yıldızlar yol gösterir, yön tayin eder.
Zaten kaptanlar eskiden yıldızlara bakarak yönlerini tayin ederlerdi. Doğu nerede, batı nerede, nereye gidiyoruz? Dünyanın hangi tarafına, hangi kutbuna gidiyoruz? Yıldızlar yönü belirler.
İşte Evliyaullah da sahabe-i kiramı bu şekilde yıldızlara benzetmişlerdir.
Onlar yıldızdır. Yörüngeyi, yolu gösteren rehberlerdir.
Bunlara bakın, bunları tanıyın, araştırın ve uyun.
Bütün sahabe-i kiram hidayete götüren yıldızlar gibidir.
Peygamber Efendimiz’in sahabeleri hakkında söylenen sözlerden biri de şudur: “Onları seven beni sevmiş olur; onlara düşmanlık eden bana düşmanlık etmiş olur.”
Sahabe-i kiramı sevmek, Peygamber Efendimiz’e olan muhabbetin bir parçasıdır.
Fazilet bakımından aralarında farklılıklar vardır. Yaptıkları hizmetler ve dereceleri farklı olabilir. Ancak Allah Teâlâ onlardan razı olmuştur.
Allah onlardan razı olsun, onlar da Allah’tan razı olsun.
Sahabe-i kiram, velayetin, dostluğun ve hidayetin güneşleri gibidir. İslam’ın nurunu ve aydınlığını sonraki nesillere ulaştıran mübarek insanlardır.
Allah Teâlâ bizlere de onlara tam anlamıyla ittiba etmeyi nasip etsin.
Kim onlara muhabbetle, sohbetle ve tabi olmakla ittiba ederse büyük bir şerefe nail olur. Çok büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
Sahabe-i kirama muhalefet etmek, onlara karşı düşmanlık beslemek ve onların yolundan ayrılmak ise büyük bir sapmaya sebep olabilir.
Yani onlara kızmak, Peygamber Efendimiz’in öğrettiği sevgi ve saygı anlayışından uzaklaşmak olur.
Burada meseleyi bu kadarla bırakmak istiyorum.
Allah’ım bu sohbeti, bu muhabbeti ve bu tefsiri halkımıza faydalı eylesin. Tesirli eylesin.
Bir iki âyet daha okuyalım bu hususta.
Bir sarık sünneti, bir namaz sünneti, bir selam sünneti, arkadaşına ve kardeşine güzel davranmak gibi sünnetleri kim yerine getirirse Allah’a itaat etmiş olur.
Çünkü Efendimiz Aleyhisselâm’a itaat, Allah’a itaattir.
Allah’a giden yol, Allah’a kavuşma arzusu ve Allah arasındaki sevgi ve muhabbet; Peygamber Efendimiz’e ittiba ile güçlenir.
Allah Teâlâ bunu birçok âyet-i kerimede bildirmiştir:
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.”
Sakal bırakma meselesi de sünnet içerisinde zikredilmektedir. Peygamber Efendimiz bunu emretmiştir. Bu mesele fıkıh mezheplerinde farklı hükümlerle ele alınmıştır.
Sakal bırakmak Kur’an’da doğrudan ayrıntılı şekilde geçiyor mu? Peygamber’e itaat, ona ittiba ve onun emirlerine uyma meselesi Kur’an’da vardır. Dolayısıyla sünnetin hükmü ve Peygamber Efendimiz’e ittiba meselesi buradan anlaşılır.
Altın yüzük kullanmak meselesi de böyledir. Kur’an’da her ayrıntı tek tek zikredilmeyebilir. Ancak Allah Resûlü’nün emrine uyuyoruz. Çünkü ona uyan, Allah’a itaat etmiş olur.
Altın kullanmamak, ipek elbise giymemek gibi hususlar da Peygamber Efendimiz’in sünneti çerçevesinde ele alınmaktadır.
Namazın bütün farzları, nasıl kılınacağı, vakitleri, sureleri ve uygulamaları da Efendimiz Aleyhisselâm’ın sünnetiyle bize ulaşmıştır.
Oruçta da böyledir. İmsak vakti, iftar vakti ve orucun nasıl tutulacağı konusunda Peygamber Efendimiz’in sünnetini öğreniyoruz.
Sonra namazdaki bütün uygulamalar, dışındaki ve içindeki hususlar... Hepsi Efendimiz Aleyhisselâm’ın hayatı ve sünnet-i seniyyesiyle ilgilidir.
Bu kadar basit.
Allah’ım, anlamak için nasip ve basiret ver. Bizi Allah’a kavuşmanın umuduyla ve heyecanıyla yaşat. Bu sohbet bize tesir etsin.
Allah’ım bizi affetsin. Bizi cennet yoluna girdirsin. Cennetü’l-Firdevs’i nasip etsin.
Canımızı imanla, İslam’la ve selametle al.
Âmin.

Yorum Gönder

Yorumlar