Reklam
Reklam

Modern Zamanın Ritmi ve Ruhun Sessiz Çığlığı: Çalgı, Müzik ve Sorumluluklarımız

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Harun GÜVEN

Modern hayatın hengamesinde, nereye adım atsak bir ses, bir ritim, bir müzik tınısı sarıyor etrafımızı. Kaçtığımızı sandığımız anlarda bile bir restoran köşesinde, bir sokak başında ya da sosyal medyanın dehlizlerinde karşımıza çıkıyor bu melodiler. Peki, kulak kabarttığımız, ruhumuzu teslim ettiğimiz bu sesler bizi nereye götürüyor? Geleneğin ve inancın süzgecinden geçirdiğimizde, bu ritmik akışın ardındaki muhasebeyi ne kadar yapabiliyoruz?

Bizlere ulaşan sahih rivayetler ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) uyarıları, bu konuda oldukça net ve sarsıcı bir duruş sergiliyor. Çalgı ve şarkı dinlemenin manevi hayatımızda açtığı yaralar, adeta birer uyarı levhası gibi önümüzde duruyor: "Çalgı ve şarkı dinlemek günahtır. O meclislerde oturmak fasıklıktır; ondan lezzet almak ise küfrân-ı nimettir." Yani, bize bahşedilen kulak nimetini, yaratılış gayesinin dışındaki mecralarda tüketmek, nimete karşı bir nankörlüktür. Kulak, Hakk’ı duymak, hakikati dinlemek ve Yaratıcı’nın kainattaki emir ve yasaklarını idrak etmek için verilmiş bir emanettir. Bizler ise bu kıymetli emaneti, nefsani arzuları körükleyen vasıtalarla heba edebiliyoruz. Hatta açık bir dille ifade edilmiştir ki; "Çalgı ve müzik, zinayı çağrıştırıcıdır." İnsanı kötülüğe, günaha ve manevi bir çöküşe doğru cezbeder.

Büyük ulemanın ve mürşitlerin de bu hususta bizlere bıraktığı çok derin nasihatler var. Mahmud Efendi Hazretleri’nin (k.s.) kulaktan kulağa bizlere ulaşan o meşhur tespiti, bugünün dünyasını ne kadar da özetliyor: Çevredeki depremlerden, sellerden ve felaketlerden bahsedildiğinde, o derin ferasetiyle, "Çok zulüm var, çok zulümler var; bu zulümler toprağı hareketlendirir" buyurmuş ve hemen ardından eklemiştir: "Çalgı ve şarkı dinlemeyin."

Peki, Ne Yapmalı? Alternatifler ve Sorumluluklarımız

Şüphesiz her zaman ideal ortamlarda bulunamıyoruz. İster istemez bir restoranda yemek yerken ya da bir mekanda otururken kulağımıza bu tarz sesler çalınabiliyor. Bu durumlarda tavrımız ne olmalı? Gücümüz yetiyorsa uyarmalı, duruma göre tavır almalıyız. Eğer hiçbir şey yapamıyorsak, kalben bu duruma buğzetmeli ve "Allah’ım, bu bir münkerdir (kötülüktür), elimden bir şey gelmiyor" diyerek bir feryat, bir kalbi tasavvufi düşünce içinde bulunmalıyız. İslam uleması, çaresiz kalındığında kalben gösterilen bu reaksiyonun insanı mesuliyetten kurtaracağını beyan etmiştir.

Tabii ki ruhun dinlenmeye, kalbin ferahlamaya ihtiyacı vardır. İslam, insanın bu fıtri ihtiyacını tamamen alternatifsiz bırakmamıştır. Müziğin illegal ve nefsani boyutuna karşılık;

  • İçinde çalgı ve nefsani unsurlar barındırmayan ilahiler,

  • Manevi coşkuyu artıran muştular ve mehter marşları,

  • Ruhu dinlendiren, insanı tefekküre sevk eden kasideler,

Ulemanın da cevaz verdiği, meşru dairedeki manevi gıdalardır. Bunlar kalbi ve gönlü açar, ferahlık verir, insanı mutlu eder. Ancak unutmamak gerekir ki, son dönemde popülerleşen "tasavvuf müziği" kavramına da dikkatle yaklaşılmalıdır. Nitekim büyük hocalarımız, bu durumu eleştirirken haklı olarak şu soruyu sormuşlardır: "Tasavvufun ilmi olur, tasavvufun müziği mi olur?" Tasavvuf bir hal, bir ilim yoludur; onu salt bir müzik türüne indirgemek ve bu isim altında meclisler kurmak da ayrı bir garabettir.

Şahitlik Edecek Azalar ve Kurtuluş Meclisleri

Unutmayalım ki, bu dünyada attığımız her adım, dinlediğimiz her ses ve baktığımız her manzara arkasında bir iz bırakıyor. Ayet-i kerimelerin de açıkça uyardığı gibi, bilmediğimiz şeylerin ardına düşmemeli, kulağımızı, gözümüzü ve kalbimizi korumalıyız. Çünkü yarın mahşer gününde ellerimiz, gözlerimiz ve kulaklarımız aleyhimize veya lehimize şahitlik edecekler.

Bu azaların bizlere düşman olmasını istemiyorsak, yönümüzü fani zevklerden, insanı uyuşturan ritimlerden ziyade; ruhu besleyen, ahiret beratımızı hazırlayan sohbet ve muhabbet meclislerine çevirmeliyiz. Allah Resulü (s.a.v.) bu yüce dini tam da böyle yaydı; yaşayarak, görerek, dokunarak ve canıgönülden bir mücadeleyle... Bizim lehimize şahitlik edecek meclisler, Hakk'ın ve hakikatin konuşulduğu bu asil sohbet ortamlarıdır. Kulak nimetini veriliş gayesine uygun kullananlara ne mutlu!

Yorum Gönder

Yorumlar