İMAN KARDEŞLİĞİ, GÜZEL AHLAK VE İNANDIĞINI YAŞAMAK

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Harun GÜVEN

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ، اَلتَّوَّابِينَ الطَّاهِرِينَ. اَمَّا بَعْدُ.

İnanmak Kolay, İnandığını Yaşamak Zordur. 
Cemaat-i Müslimîn, Cemaat-i Müminîn ve hâzirûn!
Konuşmak kolay, konuşmak kolay. Anlatmak da kolay. Zor olan nedir? Okunan, anlatılan, dinlenen bir şeyin amel edilmesi, yaşanması en zordur.
Allah'ım bu zoru kolay etsin. Âmin.
Misvak dersin, adam misvağı yapmaz. Sevgi dersin, sevgi vermez. Teheccüd dersin, teheccüdde kalır, teheccüd kılmaz adam.
Demek ki en zor olan nedir? En zor olan yaşamak. O yolları yaşamak, yaşatmak. Herkes bir şey duyar, dinler. Mesele yaşamak.
Rabbim nasip etsin. Âmin.
Evet.
Müminler Arasındaki İman Kardeşliği
Şimdi müminler, “İnnemel mü'minûne ihvetün.” Müminler kardeştir. Ne güzel âyet-i kerime!
Yahudi, Hristiyan, putperest, ateist, deist; hepsi çıktı gitti. Müminlerin, inananların bir ve beraber olduğunu Allah'ımız buyuruyor.
“İhvetün” kelimesi cem-i kıllet vezninde. Çok az, münhasıran. Azlık bakımından önemli. Yani inanç kardeşliği o kadar önemli ki bu, hiçbir şeye benzemez.
Anne baba bir, baba bir kardeş, ağabey kardeş vesaire; anlaşamazsın. Çünkü inanç birliği, iman birliği olmadığında ayrı gayrı görüşler, fikirler olur. Ama inanç kardeşliğine girince onlar kardeştirler. Allah buyuruyor.
Ki bunları toplumda da biz görüyoruz. Dışarıda adam ayrı gayrı, başka kabileden, başka ırktan, başka renkten. Bu sarmaş dolaş örnekleri var.
Ne Kâbe, Beytullah, Beytullah-ı Şerif! Sarmaş dolaş, farklı milletler. Adamlar bir ve beraber olmuşlar.
Onun için inanmak, inanç kardeşliği her şeyden öte bir şey. Allah'ımız bunu buyurarak cem-i kıllet vezninde getiriyor. Az bir cem oluyor. Buradan getiriyor. Burada önemine binaen kardeşliğe has vurgu yapılıyor.

Kardeşler Arasında Sulh ve Barış

Ve “Fe aslihû beyne ehaveyküm.” Sulh yapın, barış yapın. Yani kardeşler arasında barışınız olsun, sulhunuz olsun, dostluğunuz olsun.
Birisi yanlış anladı, yanlış konuştu veya ifade bozukluğu oldu, iletişim kazaları yaşandı. Bu gibi şeylerde de hep böyle iyi şey yapmak lazım.
Görüşmek lazım. “Niyetin neydi, amacın neydi? Hangi niyetle söyledin?” diye sormak lazım.
Ondan sonra sulh için birileri devreye girer, birileri vesile olur. Sulhu, barışı sağlar.
Ne demişler? “Es-sulhu hayrun.” Yani barışta hayır vardır, demektir.
Onun için mümin kardeşimizi sevdiğimiz zaman, saydığımız zaman da ona sevgi ve muhabbetimizi göstermek lazım.

Allah İçin Sevmek ve Sevgiyi İfade Etmek

Seviyorsak, seviyoruz diye karşıya söylemek lazım. İnanç kardeşimize, iman kardeşimize “Seviyoruz.” dememiz lazım.
Efendimiz aleyhisselam böyle bir şey diyor. Sizde sevgi ve muhabbet hasıl olduğu zaman, gayriihtiyari böyle sevgi ve muhabbetinizi ona deyiniz:
“Ben seni Allah için seviyorum.”
Bu işten sevgi ve muhabbet hasıl olur. Allah Teâlâ Hazretlerinin o kimseyi de sevmesi, o kimseleri de sevmesi vacip olur, gerekli olur.
Adam utanır, “Allah için seni seviyorum.” demeye utanır. Utanmamak lazım. Allah için utanma olmaz. Allah için sevgi olur.
“Allah için seviyorum.” dendiği zaman bir de cennet vacip olur. Bu böyle.

Kendin İçin İstediğini Kardeşin İçin de İstemek

“Lâ yu'minu ehadüküm hattâ yuhibbe li-ahîhi mâ yuhibbu li-nefsihî.”
Kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe iman etmiş olamazsın. Hadis-i şerifler var.
Yani sen şimdi huzurdasın, aile huzurun var, ekonomik durumun iyi. Sıhhatin maşallah, afiyetlisin maşallah.
Niye öteki kardeşin öyle değil diye üzülmen lazım. Sevinmemen lazım. Haset, fesat olmaması lazım.
“Bende böyle bir huzur var, kardeşimde de olsun. Bende böyle mutluluk var, onda da olsun.”
Yani bunları demedikçe iman etmiş olamayız.
Senin araban var, onun da olacak. Senin sıhhatin var, onun da olacak. Senin çoluk çocuğun Allah yolunda, kardeşinin de olacak.
Bunu demedikçe iman etmiş olamazsınız.
Haset, Kıskançlık ve Görünmeyen Günahlar
Şimdi hasetler giriyor, fesatlar giriyor. Yani Türkçesi kıskanmak, kıskançlıklar giriyor.
Hani biz Avâmil okumuştuk:
“Metâ tahsud tehlik. Metâ tahsud tehlik.”
Haset edersen helak olursun.
“Metâ” neydi o? Avâmil'de fiil-i muzariyi cezmeden şart ve ceza cümlesi.
“Metâ tahsud.” Haset edersen, kıskanırsan, “tehlik”, helak olursun.
Görünmeyen hastalıklar bunlar. Gıybetler, yalanlar, iftiralar, hasetler, fesatlar, kovuculuklar, yalanlar...
Görünmeyen şeyler, görünenlerden daha büyük felaket ve fecaat olmuş oluyor.
Adam bir içki içse, kumar oynasa günahtır, yanlıştır. Ama herkes üzerine yükleniyor, herkes üzerine yükleniyor.
Amma lakin bu görünen günah yanlıştır, hatadır. Bir de görünmeyen, bizi içten bitiren günahlarımız var. Bu saydıklarımızdır.
Bunlara da dikkat etmemiz lazım.

Tövbe, İstiğfar ve Allah'ın Mağfireti

Bunun ilacı, istiğfar, af, mağfiret ve tövbedir. Tövbe etmektir.
“Allah'ım, affet, mağfiret et. Bir daha yapmayacağım. Kapına geldim, ilticada bulundum. Dileğim, hacetim budur. Affındır, mağfiretindir.”
Demek lazım.
O zaman hemen, der demez, af ve mağfiret örtüsünü giymiş oluruz.
Ondan sonra bir sükûnet ve suhulet hasıl olur. İşte tövbenin kabulünün işareti ve delaleti sende oldu işte. Ondan rahatladın.
Boşuna rahatlamadın. Bu mağfireti istemeseydin nasıl rahatlayacaksın?
İnsan böyle inancını yaşamalı, yaşatmalı, söylemeli.
Kişi İnandığını Yaşamazsa Yaşadığı Hayata İnanır
Kişi inandığını yaşarsa... Kişi inandığını yaşamazsa, yaşadığı hayata inanır. Yaşadığı hayata inanır. Bunu inanç zanneder, iman zanneder.
Kişi inandığını yaşamalı, inandığıyla amel etmeli.
İnandığın şey neyse, nefsine zor da gelse onu mutlak ve muhakkak yapmalı.
Saadet burada, huzur burada.
Eğer bunu yaşamıyorsa; bir misvak dese, bir namaz dese, camiye sağ ayakla girmek, sol ayakla çıkmak, selam vermek...
Mesela selam vermek. Selamı kaldırdığın yerine başka şeyler koydu. Artık yaşamıyorsun sen bunu.
Yaşadığın hayata inanıyorsun.
Bu bidatlar, hurafeler, iman dışı hareketler, tavırlar; bunlar din, iman gibi olmuş oluyor.
Efendim, yaşadığın hayata inanıyorsun. Bu da seni büyük bir yanlış ve algıya götürüyor.
Allah muhafaza!
Hazreti Ömer Efendimizin de sözüdür:
“İnandığınızı yaşamazsanız, yaşadığınız hayata inanırsınız.”
Hazreti Ömer radıyallahu anh.
Allah muhafaza!

İman ve Sağlık Nimetinin Kıymeti

İman dünyanın en güzel şeyi, en büyük nimeti.
Birinci nimet iman, ikinci nimet sağlık, sıhhat olmuş oluyor.
Bunların kadri kıymeti var. Bunların kadri kıymeti çok bilinmesi lazım.
İman tezahür edecek, sonuç verecek.
Âyet-i kerimede: وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
“Kullarım, üzülmeyin, mahzun olmayın. İnanıyorsanız en üstün sizsiniz, mahzun olmayın ve kederlenmeyin.”
İnanıyorsanız en üstün sizsiniz.
Evmiş, içmiş, dışmış, fakirlikmiş, harpmiş, doğmuş da neymiş!
Çünkü inanmışım ve bu en büyük tesellindir. En büyük tesellin ve teskin olma olmuş oluyor.
Allah herkese nasip etsin; imanı, hazzı, lezzeti, kemalatı.
Herkeste tabii iman var ama haz bulması lazım. Kâmil olması lazım. Mükemmil, mükemmil, kâmil, mükemmil...
Böyle buyuruluyor.

Kardeşler ve Eşler Arasında Barışı Sağlamak

Sonra kardeşler arasında birisi yanlış, hata yaptı. Onların arasını bulmak için yalan söylenebilir. Yalan burada caiz.
Arayı bulmak için.
Eşler arasında kavga bulutu varsa yalan söyleyebilir. Kadın çirkinse “Çok güzeldir.” diyebilirsin yani.
Yalan olmak güzel olur o. Çirkin kadına:
“Çok güzelsin hanım, eşim. Sen benim her şeyimsin.”
Adam da yakışıklı, özürlü, mazursa yakışıklı.
“Sen benim canım, başım, her şeyimsin.”
Bu da hoş olur. Bunlar yalan sayılmaz, güzel şeyler.
Veya ortada yanlış anlaşılan bir şey var. Bunlar düzeltilebilir. Bunlar yalan olarak düzeltilir.
Ev, aile işi. Bu da doğru olarak yazılır. Buralarda müsaade var.
Harpler, harpler... Harplerde, savaşlarda yalan caiz oluyor.
Hep müminlerin, Müslümanların birliği, beraberliği için. Buralarda müstesna olarak söylenmiş, anlatılmış.
Buralarda da yalan var.

Müminin Olgunluğu ve Güzel Ahlak

Sizin en üstün olanlarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır.
En kâmil mümin, ahlakı güzel olandır.
Namaz, yirmi dört saat içinde bir saat; ahlak, yirmi dört saat.
Yerine göre, ortamına göre, durumuna göre adamın muaşereti, oturması, kalkması, yemesi, içmesi, bakışına kadar adam puan veriyor.
Bir bakarsan puan var. Kötü bakarsan kötü puan.
Malı da böyle satarsın, müşteriyi de böyle kazanırsın.
Bakışın, görüşmen, senin samimiyetin, oradaki davranışın, dokunman, motivasyonun... Her şeyi belirlenir.
Ev, aile de böyle; şirket de böyle, vakıf böyle, devlet böyle, dernek böyle.
Rabbim bu samimiyeti nasip etsin.

Samimiyet demek, din demektir.

Resulullah Efendimizin sözüyle hitap ediyoruz.
Allah razı olsun.

El-Fâtiha.

 

Yorum Gönder

Yorumlar