BEYAZ SEKÜLERLER NASIL YAŞIYORDU, BUGÜN NEREYE EVRİLİYORUZ?

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Metin KÜLÜNK

.DURUN BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK.

Cumhuriyet sonrasında Ankara’da, küresel sermayeyle temsilcilik ilişkileri kuran; kamu iktisadi teşebbüslerinin merkezî bayilikleri üzerinden Anadolu şehirlerine uzanan bir iş dünyası profili ortaya çıktı. Bu çevreler; küresel şirketlerin Türkiye temsilcilikleri, kamu şirketlerinin ana bayilikleri ve bunlara bağlı komisyonculuk, ajans ve bayilik ağlarıyla iç içeydi.

Şüphesiz, bohem bir hayat sürüyorlardı. İslam, gündelik yaşamlarının dışına itilmişti. Buna rağmen toplumda ötekileştirilmemek için Müslüman kimliğiyle görünmeye de özen gösteriyorlardı. Kamu imkânları ve küresel ticaret çevreleriyle kurdukları ilişkiler sayesinde elde ettikleri güçle kendi hâkim kültürlerini inşa ettiler.

Ama bir noktayı da teslim edelim: Din üzerinden kimseyi aldatmıyorlardı. İslam’la ilişkileri konusunda açık ve net bir tavırları vardı.
Sekülerdiler.

Türk halk müziğini, folkloru, manileri, Anadolu’nun dilini ve sesini küçümsediler. Opera, bale, kendi kontrollerindeki tiyatro ve senfoniyi çağdaşlaşmanın, modernleşmenin olmazsa olmazı gibi sundular. Gündelik hayatlarında toplumun geniş kesimlerinden ayrıştılar; Pera’da ve Boğaz’da buluştular. Kendi aralarında kurdukları evlilik zincirleri ve akrabalık bağlarıyla siyasete müdahale etmeye, sosyal hayatı yönlendirmeye çalıştılar. Fakat Anadolu direniyordu.

Peki, bunu gören ve Anadolu’nun dindarlığı etrafında şekillenen yeni sosyoloji nereye evrildi?

Önce üniversitelerde güç kazandı, ardından ticaret hayatında sermaye edindi. AK Parti iktidarıyla birlikte, geçmişin beyaz sekülerlerinin yöntemlerine benzer biçimde küresel şirketler ve finans çevreleriyle ilişkiler kurdu. Türkiye’de bu çevrelerin iş ortağı ve temsilcisi hâline gelenler arasından kısa sürede büyük servetlere ulaşanlar çıktı.

Dün yoksulluk içinde, mütevazı ve kibirsiz görünen; “bir lokma bir hırka” anlayışına yakın duran bu sosyoloji bugün hangi noktaya geldi?

Açık yüreklilikle söyleyelim: Bugün bazı çevrelerde beyaz sekülerleri aratmayacak bir zevküsefa anlayışı; kendi aralarında kurulan evlilikler ve iş birlikleri; siyasete ve devlete nüfuz etme arzusu; sivil toplum alanını kontrol etme çabası dikkat çekiyor. Tatillerde Dubai şımarıklığını aşan gösterişler, yurt içinde ve dışında süren lüks tatiller, mahremiyetin geri plana itildiği sosyal yaşam biçimleri…

Bireysel hayatlarında beyaz sekülerlere benzemekle kalmayıp onları aşan; fakat gösterişlerinin altında yatan kabalığı bir türlü örtemeyen bir BEDEVİ model ortaya çıkıyor.

Geldiğimiz noktanın garipliğine bakın: Yalnızca Müslüman kimliği taşıyarak ve bu kimlik üzerinden elde ettikleri gücü sermaye birikimine dönüştürerek kendilerine Dubai şımarıklığını yakıştıranlar var. Öte yandan cami ve Kur’an kursu yaptırmak, cemaatlere yardım etmek ve sivil yapıları desteklemek adı altında, kendi şımarıklıklarını örtmeye yarayan ağır bir sosyolojik alan üretiyorlar.

Kanaat önderi kimliği taşıyan bazı kişiler ve sivil yapılar, bu çevrelerin kapısında zekât, burs ve destek bekliyor. Oysa servetin nasıl elde edildiğini sormak da gerekiyor. Son fon skandalında görüldüğü üzere, bu çevrelerden yükselmesi gereken hak ve adalet odaklı kul hakkı odaklı hazine hakkı odaklı gereken açıklamalar gelmedi; adeta ağızlarını bıçak açmadı.

Nisâ Suresi’nin 135. ayetindeki adalet çağrısını unutarak haksızlık karşısında susmak, haksızlığı meşrulaştıran bir çürümüşlüğün kapısını aralıyor. Beyaz sekülerlerin kendilerini meşrulaştırma biçimlerine benzer şekilde, “beyaz kimlikli dindarlık” da bu suskunluğun arkasına sığınıyor.

Gelin, birlikte karar verelim: Nereye gidiyoruz?

https://x.com/mkulunk/status/2110029101440385333?s=46

Yorum Gönder

Yorumlar