Akşamın Mayası ve İlk Kıvılcım
Esprit : « La situation n'est pas bonne. »
Cœur : « Ne t'inquiète pas, Allah sait tout. » (Le Coran 9:40)
(Akıl: "Durum pek iyi değil." — Kalp: "Endişelenme, Allah her şeyi biliyor.")
Dün akşam sosyal medya hesabımda yukarıdaki sözü; bir ağacın altında oturan iki gencin replikleri olarak görselini paylaştığımda, içimde yalnızca hayırlı bir hakikati dile getirme niyeti vardı. Meğer o niyet, gönül hanesinde sessizce birikip demlenen bir maya gibiymiş.
Doğu irfanı bize öğretir ki sebepler âleminde hiçbir şey tesadüf değildir; her niyet bir tohuma, her vakit bir meyveye gebedir. "Niyet hayır, akıbet hayır" düsturunun hakikati de tam olarak buradadır: Siz akşamdan niyetinizi hayra bağlarsınız; Rabbim vakti geldiğinde o tohumu filizlendirir, emrinize gerekirse çağın teknolojilerini sunup böyle bir hizmeti nasip eyler.
Seher Vaktinde Tutan Yoğurt
Seher vakti geldiğinde ise karşıma hayatın dalgalarını ve sörf yapmayı anlatan şu ikinci Fransızca söz çıktı:
« Tu ne peux pas arrêter les vagues de la vie, les problèmes viendront, encore et encore. Mais tu peux apprendre à surfer. À t'adapter. À tenir bon. À avancer malgré la tempête. Ce n'est pas la vague qui compte. C'est comment tu la traverses. Et toi, tu sais surfer sur les vagues de ta vie ou tu te laisses submerger ? »
Türkçe Karşılığı:
"Hayatın dalgalarını durduramazsın; dertler, sorunlar dönüp dolaşıp yine gelecek. Ama sörf yapmayı öğrenebilirsin. Ayak uydurmayı. Direnmeyi. Fırtınaya rağmen yol almayı. Önemli olan dalga değil, onu nasıl aşacağını bilip bilmemendir. Peki, sen, kendi hayatının dalgalarında sörf yapabiliyor musun, yoksa kendini akıntıya bırakıp sürükleniyor musun?"
İşte o an anladım ki akşamki niyet tenceresi kapanmış, seher vakti araçlar emrime verilmiş ve o maya tutarak ortaya katıksız, doğal bir ev yoğurdu misali bu tefekkür sofrası çıkmıştı.
Batı Aklı ile Doğu İrfanının Kıyası
Şu an seher vakti… Gökyüzü geceden gündüze evrilirken yükselen ezan sesleri, kâinatın o büyük ritmini ve asıl sahibini bir kez daha fısıldıyor. Zihnin telaşlı gürültüsü çekilirken, kalbin o dingin sesi daha gür duyulmaya başlıyor.
Günümüz insanı, hayatın hiç bitmeyen koşuşturmacasında aradığı huzuru hep dışarıda, olayları kontrol etmekte arıyor. Oysa hayat, durdurulması imkânsız dalgalarla dolu devasa bir deniz. Bize sunulan Fransızca sözde görüldüğü üzere Batı zihniyeti, bu deniz karşısında insanı hep bir mücadeleye çağırıyor: "Gelen dalgaya hükmet, ustalığını göster, sörf yap, dalganın üstünde kal!" Batı aklı insanı doğayla ve kaderle savaşan bir özne kabul eder. Fakat kontrol elden kaçıp planlar bozulduğunda, filmlerinde ve dizilerinde en sık duyduğumuz o telaşlı aklın (l'esprit) dökülen ilk tepkisi öfke ve isyan olur: "Lanet olsun!" (God damn it!). Çünkü akıl, gücünü kendi sınırlı hesaplarından alır; dalganın büyüklüğünü gördüğünde batmaktan korkar ve hemen feryat eder.
Oysa Doğu irfanı ve bizim medeniyet havzamız, insana dalgayla savaşmayı değil; dalganın Sahibi’ni bilmeyi öğütler. Doğu'da dertle savaşılmaz, dert okunur. Dalga bir düşman değil, Vücud-ı Mutlak'ın bir hareketidir. Hakiki huzur, akılla her şeyi kontrol etmeye çalışmakta değil, kalbin (le cœur) o derin teslimiyetinde gizlidir. Akıl "Durum pek de iyi değil" diye feryat ederken kalp "Endişelenme, Allah her şeyi biliyor" sükûnetine bürünür.
Tıpkı Sevr Mağarası'nın kapısında düşman adımları duyulduğunda aklın endişesine karşı, kalbin o en büyük sığınağa dayanarak söylediği ilahi muştu gibi: "Üzülme, Allah bizimle beraberdir." (Tevbe, 40)
Dalgalarla Boğuşan Kardeşlerimize Manevî Reçete
Hayatın fırtınalı denizlerinde bocalayan her bir ruh için manevi reçetemiz şudur:
Dalganın Hikmetini Görmek: Bize ulaşan her sıkıntı, ruhumuzu boğmak için değil; gururumuzu kırıp acziyetimizi hatırlatmak ve bizi asıl limana yönlendirmek içindir. Deniz dalgasız, hayat imtihansız olmaz.
Kaz ve Bast Halini Kavramak: Hayat sürekli bir ferahlık veya sürek. Darlık geldiğinde sabırla esnemek, ferahlık geldiğinde şükürle dengede kalmak gerekir.
Akıldan Kalbe Hicret Etmek: Akıl sınırlı hevesleriyle her şeyi hesaplamaya çalışıp çabuk pes ederken kalp görünene değil Müsebbib'e bakar ve emniyette kalır.
İsyanı Rızaya Çevirmek: Kriz anlarında "Lanet olsun" diyerek öfkeyle haykırmak yerine; "Vardır bir hayrı" diyebilmek, "Canın sağ olsun" veya "Bu da geçer Ya Hu" dinginliğini kuşanmaktır.
Mesele dalgayı durdurmak ya da onun üstünde şov yapmak değildir. Mesele, denizin çalkantısında dahi kalbi rıza ve teslimiyet demiriyle sabitlemektir.
Rabbim bu seher vaktinin feyziyle, fırtınalarla boğuşan tüm gönüllere emniyet, darlığa düşen tüm kalplere ferahlık ihsan eylesin. Gönlünüzün mayası, sözünüzün bereketi daim olsun.
Âmin.
Yorumlar