Allah’ın İpine Sarılanlar: Sadıkların İzinde

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Harun GÜVEN

Sözlerin en güzeliyle, eûzü besmele ve Rabbimize hamdüsenalar ile başlayalım. Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.), onun âline ve ashabına salât ve selam olsun.

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere şöyle emrediyor: "Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın..." İşte bugün adları asırları aşan, hürmetle yad edilen Bediüzzaman Said Nursî, İmam Birgivî, Şeyh Said, Üftâde Hazretleri ve Emir Sultan gibi gönül mimarlarının ayağına kadar gidilmesinin tek bir sırrı vardır: Allah’ın ipi olan Kur’ân-ı Kerîm’e ve Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine hayatlarını adayarak sımsıkı sarılmaları. Onlar, İlâhî emirleri hayatlarına öyle tatbik ettiler ki, Cenâb-ı Hak da gönülleri onlara yöneltti.

Bir Hadis-i Kudsî’de Yüce Rabbimiz dünyaya şöyle hitap buyurur: "Ey dünya! Kim bana hizmet ederse sen ona hizmetkâr ol. Kim de sana hizmet ederse onu yor!" Bahsettiğimiz bu büyük zatlar, yalnızca Allah’a kul ve hizmetkâr oldular. Dünya onların ayakları altına serildi; çile çektiler, eziyet gördüler ancak mükâfatlarını Hak katında misliyle alacaklar.

Mektubât’tan Bir Hikmet Kıssası
İmam-ı Rabbânî Hazretleri’nin Mektubât-ı Şerif’inde aktardığı şu ibretlik hikâyeyi hatırlamakta fayda var:

Ölüm döşeğinde iki kişi vardır; biri Müslüman, diğeri ise Hristiyan. Son nefeslerinde Müslüman’ın canı salçalı çorba, Hristiyan’ın canı ise alabalık ister. Allah Teâlâ iki melek görevlendirir. Müslüman’ın çorbası dökülecek, Hristiyan için ise nehirden alabalık tutulup evinin önündeki dereye bırakılacak ve o yiyecektir. Melekler emri yerine getirir ancak hikmetini anlayamayarak acziyetle sorarlar: "Yâ Rabbi, bunda nasıl bir hikmet vardır?"

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: "O Müslüman kulum dünyada bana ibadet etti, taatta bulundu. Ancak ufak tefek günahları vardı. Huzuruma o günahlarla gelmesini istemedim; çorbasını döktürdüm ki çektiği üzüntü günahlarına kefaret olsun. Hristiyan ise ömrü boyunca bana bir kere bile kulluk etmedi. Ancak dünyada yaptığı bazı güzel işler vardı. Son nefesinde istediği alabalığı verdim ki, ahirette benden hiçbir alacağı kalmasın."

İşte insan sadece dış görünüşe, olayın suretine bakar; derinindeki İlâhî hikmeti kavramakta zorlanır. Bizler de hayat yolculuğunda veya ziyaretlerimizde ufak tefek sıkıntılarla karşılaşabiliriz. Bilmeliyiz ki yolcunun duası makbuldür ve çekilen meşakkatler günahlara kefarettir.

Mümin Müminin Aynasıdır
Büyük zatların veya insanların hâllerine bakarken kendi iç dünyamızın yansımasını görürüz. Efendimiz (s.a.v.), kendisini öven Hz. Ebû Bekir’e de, kendisini kötüleyen bir müşriğe de "Doğru söylüyorsun" buyurmuştu. Ashab-ı Kiram bunun hikmetini sorduğunda, "Ben bir aynayım. Bende gördükleri kendileridir. Mümin müminin aynasıdır" cevabını vermişti.

Bir velînin huzuruna gittiğinizde o manevî kokuyu almak, bir gönül bağı meselesidir. Kâbe’ye ya da Medine’ye gittiğinde sadece bir seyahat gözüyle bakanla; Uhud’da, Bedir’de sahabenin izini sürüp o ruhu hisseden insanın bakışı bir olamaz. Mekke’den İstanbul’a, oradan Bursa’ya din-i mübîn-i İslam’ı, emr-i bil'ma'ruf nehy-i anil'münker ilkesini yaymak için yollara düşen bu mübarek zatların çektiği çileyi anlamak için onların hayatını sadece okumak yetmez, yaşamak gerekir.

Ayet-i kerimede "Sadıklarla beraber olun" buyrulmaktadır. Şayet bizler bu ziyaretleri bir turistik gezi niyetiyle yapsaydık, aramızda anlaşmazlıklar çıkar, o feyz ve muhabbeti bulamazdık. Ancak sadıkların izinde birleşmek, gönülleri birbirine yaklaştırır; insanı hiç tanımadığı bir din kardeşine evinin kapılarını açacak bir hürmet ve misafirperverliğe ulaştırır.

Rabbim bizleri Resûlullah’a ve onun yolundan giden dostlarına hakkıyla itaat eden, dünyada ve ahirette sadıklarla beraber olan kullarından eylesin.

Âhir duamız: "Elhamdülillahi Rabbil âlemîn."

El-Fâtiha.

Yorum Gönder

Yorumlar